Ancak son günlerde dikkat çeken bir değişiklik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Yaklaşan YKS müfredatında, “TBMM” yerine “BMM” – yani “Büyük Millet Meclisi” kullanımının yer aldığı iddiası…
Bir harfin eksilmesi, yalnızca bir kısaltma değişikliği midir? Yoksa bu küçük dokunuş, bilinçli ya da bilinçsiz, tarihsel kimliğimize vurulan ince bir törpü müdür?
23 Nisan 1920’yi düşünelim.
O gün açılan meclis, emperyalizmin boğazımıza çöktüğü bir anda millet iradesinin ete kemiğe bürünmüş haliydi. Kapısının üzerinde ne yazıyordu? Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Biz böyle bildik. Böyle öğrendik. Böyle de söylemekten onur duyduk.
Şimdi sormak gerekiyor:
📍 Meclisin isminde “Türkiye” varken, müfredatta neden yok?
📍 Bu değişiklik pedagojik bir tercih mi, yoksa kavramların kimliğini belirsizleştiren yumuşak bir erozyon mu?
📍 Bir harf çıkarıldığında, geriye kalan anlam aynı kalır mı?
Biz biliyoruz ki bu meclis yalnızca bir bina değil, bir milletin ayağa kalkış iradesinin somut karşılığıdır.
O meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kuruldu; işgal altındaki bir vatanı özgürlüğe taşıdı. İsmin başındaki “Türkiye” bu nedenle sıradan bir kelime değildir.
Bu ülkeyi var eden iradenin imzasıdır.
Bugün kim olursak olalım — öğrenci, öğretmen, gazeteci, siyasetçi…
Bu mirasa sahip çıkmak, yalnızca geçmişe saygı değil; geleceğe karşı sorumluluktur.
Bir kez daha hatırlatalım:
TBMM, bu milletin namusudur.
Adı değişirse hafızamız eksilir.
Hafıza eksilirse tarih susar.
Ve biz susarsak, yarın çocuklarımız neyi savunacaklarını nereden bilecek?
Bu yüzden sormaktan, takip etmekten, itiraz etmekten vazgeçmemek gerek.
Bir isim bazen her şeydir.
Çünkü isim, kimliktir.
Kimlik ise milletin onurudur.

